Dünya’nın En Pahalı Omleti (Le Mont Saint Michel)

Fransa’nın kuzeyinde yer alan Normandiya  ile Brittany bölgelerinin tam
ortasında yer alan granit küçük bir ada olan Le Mont Saint Michel Fransa’da en
çok turist çeken bölgelerden bir tanesidir. Paris’ten A11 otobanına girerek sırasıyla Le Mans, Laval ve Fougeres’i geçtikten sonra 377 km’lik bir yolu katedip varılıyor. Yukarıdan Rouen rotası takip edilirse yol yaklaşık 20 km daha kısa ama farklı bir rota ile gitmek isteyenler için tercih edilebilir. Ben dönüşte Rouen’e uğrayacağım için  uzun rota’yı tercih ettim. Le Mont Saint Michel hakkında biraz daha bilgi verecek olursak; Mont Saint-Michel, Fransa’da, Aşağı Normandiya planlama bölgesine bağlı Manche ilinde kayalık adacık ve ibadet yeridir. Normandiya kıyısı açıklarında Rennes’in kuzeyine düşen aynı adlı koyda yer almaktadır. Çevre uzunluğu 900 m’yi bulan, daire biçimli ve granit oluşumlu Mont Saint-Michel, 88 m yüksekliğe ulaşmaktadır. Önceleri Mont Tombe olarak anılan
adacık daha sonra Mont-Saint-Michel adını aldı ve şiddetli gelgit ve rüzgarların vurduğu, 700’lü yıllardan kalan Le Mont St. Michel Manastırı, bin yıldan fazla süredir hıristiyanlar için kutsal hac yeri sayılıyor. Hâlâ Avrupa’nın çeşitli yerlerinden gelen hacılar, adanın
etrafında dönerek, ziyaretlerini tamamlıyor. 8. yüzyılda Keltlerin cenazelerini
gömdüğü ormanlık basit bir adacıkmış, manastırın yapımına 709 yılında başlanmış
ve zaman içinde yeni binalar eklenmiş. Granit bir mücevher gibi, ince narin çan
kuleleriyle göğe yükselen gotik üç katlı başyapıtın en tepesinde, keşişlerin
inzivaya çekildiği muhteşem mermer işçiliğiyle yapılmış hücreler, yemekhane ve
manastır kilisesi yer alıyor. İkinci kat başrahip, soylu konuklar ve şövalyeler
için ayrılmış. Alt kattaki yardım bölümünde ise hacıların dertlerine derman
bulunuyormuş.

Manastır, kendisini çevreleyen koyun içerisinde meydana gelen gelgitler
sırasında 14 metre alçalırken, deniz de manastırdan 15 kilometre uzaklaşıyor.
Tersi dönemlerde ise adaya ulaşmak imkansız oluyor. Fransa’nın başka hiçbir
yerinde bu denli büyüleyici gerçekleşmeyen gelgiti deneyimlemek isteyenlere manastırın
papazları bu küçük adacıktan karşı kıyıya sürekli turlar düzenliyor.

Fransız Devrimi sırasında el konulan manastır binaları hapishaneye
dönüştürülmüş. Victor Hugo’nun başını çektiği kitlesel bir protesto kampanyası
sonucu 1874 yılında tarihi bir anıt olarak ilan edilen şehrin nüfusu 50’si din
adamı olmak üzere 80 kişiden oluşuyor. Adanın üzerinde kilise ve din adamları ile rahip ve rahibelerin kaldığı yerlerin dışında; bir kaç otel, restorant, posta binası, hediyelik eşya satan dükkanlar ve eskiden şövaleylere ait olup , şimdi müze olarak kullanılan bir kaç ev var.

Bizim esas konumuz olan omlet’e gelince; eski çağlarda hacılara kolay ve ucuz
yapılan yemek olarak verilirmiş, sonra bir gelenek haline gelmiş. Omleti en
meşhur restoranı ise La Mére Poulard’dır. Le Mere Poulard 1888 yılında Annette Poulard tarafından kurulmuş ve şu anda da aynı mekanda aslına sadık kalınarak hizmet veriyor. Lokantanın hemen üstünde aynı isimli küçük bir otel hizmet vermektedir. Lokantanın ünlü yemeği ise yazının başlığından da anlaşılacağı üzere omlet. Annette Poulard’ın yaptığı tarife sadık kalınarak odun ateşinde ve bakır kaplarda pişirilen omlet, lezzetinden çok yapım sırasında yapılan gösteri ilgi çekmektedir. Daha restorana yaklaşırken ritmik
çırpma sesleri duyuluyor, mutfağı en görünür yere almışlar ve yumurtayı törenle
ve gösterişle çırpıyorlar. Omletin tadına bakma fırsatım olmadı ama fiyatı 35-70 Euro arasında değişmekteydi. Yorum size ait…

Posted in Genel | 1 Yorum

Midyat Gezi Rehberi

 

Görülecek bazı yerler:

Meryemana Kilisesi

Anıtlı Köyünün güneyinde yer alan bu kilise günümüzde eşine az rastlanan kiliselerden biridir. Kilise Süryani dilinde “Yoldath Aloha” ismini taşımasına rağmen çoğu kez Arapça “El Hadra” (bakire) olarak anılmaktadır..

Mor Gabriel Manastırı ( Deyrul Umur)

Midyat’a yaklaşık 22 km. uzaklıkta ve Midyat’a bağlı Güngören Köyünün 2 km. kuzeyinde, bodur meşelerle kaplı hafif dalgalı kalker kayalık arazide alçak bir tepeye kurulmuştur.

Mor Yakup Manastırı

Manastır 400.yıllarında Mor Barşabo ve İskenderiyeli bir keşiş olan öğrencisi Mor Yakup’un iman şehidi düştükleri yerde kurulmuştur. Mor Yakup önce Diyarbakır oradan da Midyat?a geçmiştir. Mor Yakup’ un 421 yılında ölümünden sonra manastır çok önem kazanmıştır.

Mor Serkis ve Bakos Manastırı

Anıtlı’nın (HAH) kuzeyinde Çok sevilip sayılan asker azizler Mor Serkis ve Bakos’un anısına inşa edilmiştir. En eski yapı öğeleri 789 yıllarına kadar uzanmaktadır. Kilise, değerli süslemeleriyle göze çarpmaktadır.

Cevatpaşa Cami

Merkez Cevatpaşa Cami, 1925 yılında Cevatpaşa tarafından yaptırılmıştır. Cami, kalın duvarlı olup, kare planda Midyat taşından inşa edilmiştir.

Merkez Ulu Cami

1800 senesinde halk tarafından yaptırılmıştır. Çatı biçimi kemer olan cami Midyat taşından yapılmıştır. 600 m2 arsa alanına sahip olan cami 266 m2 alana inşa edilmiştir. Cemaat kapasitesi yaklaşık olarak 1000 kişidir

Merkez H.A.Rahman Cami

1915 senesinde H. A. Rahman tarafından yaptırılmıştır. Çatı biçimi kemer olan cami Midyat taşından yapılmıştır. 1000 m2 arsa alanına sahip olan cami 100 m2 alana inşa edilmiştir. Yaklaşık cemaat kapasitesi 300 kişidir

Cevat Paşa Kışlası

Kışla binasının inşası Irak Cephe Komutanu Cevat Paşa tarafından 1917 yılında başlatılmış ve 1924 yılında bitirilmiştir. Kışla uzun süre KKK? liği tarafından kullanılmıştır. Günümüzde 70 nci Mknz. P. Tug. nın bir kısım birlikleri tarafından kullanılmaktadır

Hah Harabeleri Anıtlı (Hah) Köyü ile Karagöl (Derkube) arasında yer alan harabelerle ilgili elde yazılı bir kaynak olmamakla birlikte büyük bir medeniyetin izlerini taşımaktadır. Özellikle harabenin orta yerinde, özenle yontulmuş taşlarıyla göze çarpan Sarhavdana, büyük olasılıkla bir meryemana kilisesidir

Narlı (Ahla ) Harabeleri

Narlı Köyünde alçak bir yamacın üstüne kurulu bir manastır yada kilisenin kalıntıları bulunur. Doğu yönünde uzanan görkemli taş kemerler, parlak bir geçmişi anımsatır.

Mor Loozor Manastırı

Mercimekli Köyünün yamacında kurulan V. veya VI .yy.. dan kalma eski bölümleri bulunan Mor Loozor Manastırı ya ilk defa Şemum D-Zayte tarafından kurulmuş, yada yenilenmiştir.  

Nasıl gidilir?

Karayolu ile:

Türkiye’nin hemen her yerinden Haftanın her günü Otobüs ile ulaşım sağlanmaktadır.Özelaraçla MİDYAT’ a gelmek istendiği takdirde Ankara- Kayseri- Malatya- Elazığ- Diyarbakır -Mardin-Midyat ve / veya Ankara- Adana- Gaziantep- Ş.Urfa, Mardin, Midyat üzeri iki güzergah mevcuttur. Ankara- Midyat arası 1100 km olup, yol süresi ortalama 15-17 saattir.

Yeni Midyat Turizm: 0 482 462 45 82

Midyat Seyitoğlu Turizm: 0 482 462 55 65

Demiryolu ile:

İl topraklarına Şanlıurfa-Ceylanpınar’ dan giren demiryolu, sınırı izleyerek Suriye ve Irak’a ulaşır. Ayrıca Şenyurt kasabasından geçen bu yola Mardin 30 km. hatla bağlıdır.

İstasyon Tel : (+90-482) 212 51 36

Havayolu ile :

Pazartesi, Çarşamba, Cuma 11:00 da ANKARA-DİYARBAKIR

Pazar, Pazartesi, Çarşamba, Cuma 07:00 İSTANBUL- DİYARBAKIR

Pazartesi, Perşembe, Cumartesi 12:30 da ANKARA-MARDİN

Pazartesi, Perşembe, Cumartesi 10:20 de İSTANBUL-MARDİN

FLY AİR :0(482) 462 20 07

Diyarbakır ONUR AİR:0412 235 12 27

MARDİN THY: 0 482 213 37 73

DİYARBAKIR THY: 0 412 221 23 14

Hava Limanı Tel : (+90-482) 313 00 00 – 313 27 18

 Ne Yenir?

Bir çok kavimlere ev sahipliği yaptığı ve kervan yollarının kesiştiği bir noktada olması sebebi ile Midyat?deki yemek kültürünü de geliştirmiş ve yemek çeşitlerini de çoğaltmıştır. Güney ve Doğu Anadolu’nun bol baharlı, yağlı beslenme özelliği Midyat’ta da görülmektedir. Yörenin en meşhur yemekleri, daha ziyade köylerde yapılmakla birlikte merkezde de yapılmaktadır. Et ve süt ürünlerine hemen tüm yemeklerde rastlanır. Sebzenin beslenmedeki yeri oldukça sınırlıdır. Pazardan sağlanan biber, patlıcan gibi sebzeler kurutularak, domates de salça yapılarak kışa saklanır. Kavurma, sucuk, üzüm sucuğu yanında evde hazırlanan kışlık yiyeceklerin başında bulgur ve şehriye gelmektedir. En yaygın yiyeceklerden çiğ köfte ve pilavın ana öğe olması, bulguru beslenmede ön plana çıkarmaktadır. Çorbalık olarak hazırlanan “dövme” yanında, kullanım alanlarında bulgur çeşitlilik gösterir. Köfteliğe “ihşane”, içli köfte yapımında kullanılır.

Kapalı Lahmacun (Sembusek) :

Un ve tuzlu suyla yoğrulmuş hamurun merdane yardımıyla açılıp kıyma, soğan ve baharatla içi doldurularak katlanmış biçimde fırına verildiği yemek türüdür.

Malzemeler :

İçinin hazırlanması için-1 kg. köftelik kıyma, 500 gr. kuru soğan, 1 demet maydanoz, tuz, karabiber, 2 çorba kaşığı biber salçası.

Dışının hazırlanması için- 2 kg. un, 1 adet kabartma tozu, 1 çorba kaşığı tuz.

Hazırlanması:

İçinin hazırlanması- Yukarıda hazırlanmış malzemeler kıymayla karıştırılır.

Hamurun hazırlanması- 2 kg. un, kabartma tozu ve 1 çorba kaşığı tuz karıştırılarak, hamur haline getirilir. Üzerine nemli bez örtülüp dinlenmeye bırakılır. Dinlendirilen karışımdan cevizden biraz büyükçe parçalar ayrılır. Merdane yardımıyla yuvarlak yufka şeklinde açılır. İçine önceden hazırlanan iç konup, ikiye katlanır. Üzerine yumurta sarısı sürülüp fırına verilir. Sıcak olarak servis yapılır. Çoban salatası ve Ayran ile birlikte yenir.

Kızarmış İçli Köfte :

Midyat?de iki çeşit içli köfte vardır. Biri kızarmış (İrok) diğeri ise haşlanmış içli köftedir. (İgbebet) Kızarmış içli köfte sadece Midyat?e özgüdür.

Malzemeler :

Dış hamurunun hazırlanması için- 2 kg kısırlık bulgur, 250 gr. çiğ köftelik et,4 adet haşlanmış patates, 2 yumurta, 2 kaşık un, 1 çorba kaşığı tuz.

İçin hazırlanması için- 1 kg köftelik kıyma, 500 gr soğan, 1 demet maydanoz, karabiber, tuz.

Hazırlanışı :

İçinin hazırlanması- Soğanlar ince ince kıyılıp, ateşte haşlanır. Suyunu çektikten sonra yağla kavrulur. Soğanın üzerine kıyma eklenip 1-2 dk. kadar kavrulur. Maydanoz tuz, karabiber ve pul biber eklenir. 20 dk. kavrulduktan sonra soğumaya bırakılır.

Dışının hazırlanması- Kısırlık bulgur, haşlanmış patates, çiğköftelik et karıştırılarak hamur haline getirilir. Ceviz büyüklüğünde hamur koparılır. Başparmak yardımıyla havuz şeklinde açılır. Hazırlanan kıyma havuzun içine doldurulup ağzı kapanır. Kurabiye şeklinde yuvarlatılır. Kızgın yağda pembeleşinceye kadar kızartılır. Sıcak olarak servis yapılır.

Kaburga Dolması :

En çok bulgur pilavı ile yenen etli bir yemek türüdür. Özelliği koyunun kaburga kamiğinden yapılmasıdır. Kaburgaların üstündeki etin içi kesilir, etli pilav ile doldurulup pişirilir.

Malzemeler: (6 kişilik) 1 yaşındaki oğlak ya da kuzu kaburgası, 250 gr. koyun kol eti, 2 su bardağı pirinç, 4 çorba kaşığı tereyağ, 1 tatlı kaşığı karabiber, 1 tatlı kaşığı tuz, 1 tatlı kaşığı yenibahar, 3 su bardağı su, 1 su bardağı badem, 1 çorba kaşığı çok ince kıyılmış maydanoz veya reyhan.

Hazırlanışı: Pirinci ılık ve tuzlu suda soğuyuncaya kadar bekletin. Kol etini kuşbaşı doğrayın. Doğradığınız eti bir bardak su ile ateşe koyup, kavurarak suyunu çektirin. İçine karabiber ve tuz atın. Üzerine biraz sıcak su ilave ettikten sonra eti kaynamaya bırakın. Başka bir tencerede 2 çorba kaşığı yağ eritin. Pirinci bol suda yıkayıp yağda kavurun. Kavurduğunuz pirinci, kaynamakta olan etin suyuna ilave edip yarı pişmiş bir pilav yapın. Bir başka kapta, bademi suda haşlayın. Kabuklarını soyup yıkadıktan sonra suyunu süzüp yağda kavurarak pembeleştirin. Yarı pişmiş pilava, bademleri, kıyılmış reyhan ya da maydanozu ilave edin. İçine yenibahar da attıktan sonra karıştırın.
Kaburgalardaki etle kemiğin arasını açıp, pilavı doldurun. Doldurma işlemini iyi ayarlayın, çok doldurursanız patlayıp pilavın tencereye saçılmasına, az doldurursanız içine su girmesine neden olabilirsiniz. Etinizin üzerine biraz salça sürün ve bir çorba kaşığı yağda kızartın. 3 bardak dolusu kaynar suyu ilave edip, tuz da attıktan sonra, kapağını örtün. Tencerede önce kemikli tarafı alta gelecek şekilde yerleştirerek 1 saat kaynatın, sonra etli tarafını çevirerek, iyice yumuşayıncaya kadar çok hafif ateşte 4-5 saat kadar pişirin. Kaburga doldurulduktan sonra salça sürülmeden de pişirilebilir. Salça sürülmeden pişirilirse, servise almadan önce fırında üzeri pembeleşinceye kadar kızartılır.

Zerde : Tatlılardan en çok özellik gösteren zerde, genelde bayramlarda yapılır.

Mercimekli Köfte (Bello) : Öğle yemeği olarak hazırlanan az külfetli, her ailenin bütçesine uygun bir yemek türüdür.

Çoban Çorbası: Yoğurt ve buğdaydan yapılmaktadır.

Kavurma: Kışın kullanılmak üzere et kavrulup saklanmakta, kışın çıkarılıp ısıtıldıktan sonra evlerde seviler yenmektedir.

Mevlüt Çöreği (Kliçe): Şeker, yağ, un ve baharat karışımından müteşekkil çörek, genelde vefat eden kişilerin mevlüdünde dağıtılmak üzere hazırlanır.

Malzeme: 1 kg un, 250 gr tereyağı, 250 gr şeker, 250 gr süt, 10?ar gr. çekilmiş anason, mahlep, tarçın, kabartma tozu ve bira mayası.

Hazırlanışı: Şeker sütün içinde eritilir. Hazırlanan karışım geniş leğende un, baharat ve yağla beraber iyice yoğrulur. Daha sonra hamur dinlenmeye bırakılır. Kabarıp kıvamını aldıktan sonra şekillendirilerek (simit ya da tepside bademlendirilerek) yağlanan tepsilere itina ile dizilir. Üzerlerine yumurta sürülerek fırına verilir. 35-45 dakika kadar pişirilen çörekler soğumaya bırakılır. Bayram günü özellikle peynir eşliğinde yenir.

Acı Kahve (Mırra): Acı kahve içme ve ikram etme geleneği Güneydoğu Anadolu illerinin bazılarında gelenek halindedir. Çoğu kez mevlüt, doğum, tebrik ve yaşgünlerinde ikram edilir.

Kuzu Dolması: Kuzu parçalanmadan içinin pirinç, biber, baharatla doldurulup, fırında pişirilip sofraya getirildiği yemek türüdür.

Tava Yemeği (Güveç) : İlkbaharda taze ve körpe etten sebzelerle yapılıp, fırında pişirilir.

Şehriyeli Bulgur: Midyat ve yöresine özgü bir yemek çeşididir. Özelliği elde yapılan şehriye ile karıştırılarak pişirilmesidir. Her yıl aileler yakınları ile bir evde toplanır, şehriye kesilir, kesilen şehriyeler kurutulduktan sonra fırında kavrulur ve bulgurla karıştırılır.

İşkembe Dolması: Çok yağlı, masraflı ve külfetli olan bir yemek türüdür. Midyata özgü olan bu yemek genelde özel gün ve davetlerde yapılıp ikram edilir.

Patlıcan Kebabı: Midyat ve yöresine özgü bir yemek çeşididir. Patlıcanların halka halka kesilip aralarına kıyma konulup fırına atılır. Bir nevi dizmedir.

Nerede kalınır?

MATİAT TURİSTİK TESİSLERİ (*****)

E-mail:bilgi@matiat.com.tr
Telefon:(0.482) 462 59 20-21-22
Fax :( 0.482) 462 68 95
Adres:Mardin Yolu üzeri 4.km Midyat/Mardin
www.matiat.com.tr

Devlet Konuk Evi
Sevinçlerin, hüzünlerin kısacası duyguların taşlara işlendiği özgün Midyat Evlerinden birinde kalmak; tarihi nostaljik bir ortamda, bir süre de olsa yaşamak istiyorsanız Devlet Konuk Evinde kalabilirsiniz.

Bilgi ve rezervasyon için tel : 0482 464 07 19

Hotel Demirdağ
Adres :Mardin Cad. Este/Midyat
Bilgi ve rezervasyon için
Tel: 0 482 462 20 00
0 482 462 56 30
Fax: 0 482 462 14 82

Hotel Yuvam
Adres : Dörtyol Cd. No:1 Estel/Midyat
Bilgi ve rezervasyon için
Tel: 0 482 4622531

Midyat hakkında daha fazla bilgi için www.midyat.net

Posted in Genel | 1 Yorum

Gezi yazıları: Van’dan Kars’a doğru…

Kurgusu, hatta rotası, uzun yıllar önce oluşmuştu. Gezilip görülecek yerleri durmadan düşledim. Sonunda zamanı geldi, yapacağım uzun yolculuğun hazırlıkları bitti. Bir tek yola çıkmak kaldı. Yapacağım gezide en önemli gereksinim diyebileceğim dijital fotoğraf makinem ve fotoğrafların her gün aktarılacağı dizüstü bilgisayarıydı. Bunlar için otomobilin içinde özel ve güvenli bir yer ayarlanmıştı bile. Kolay değil, sahil yolu boyunca Türkiye bir baştan diğer bir başa gezilecek, görülenler fotoğraflanarak arşivlenecekti, üstelik günü gününe! Gezilecek görülecek yerler arasında nereler yoktu ki; İshak paşa Sarayı, Ani harabeleri, Kars, Ardahan, Artvin’den Hopa yönünü izleyerek tüm Karadeniz; oradan Kastamonu rotası izlenerek Marmara ve Ege sahilleri… Sonra İç Ege, İç Anadolu Bölgesi, daha sonra Güneydoğu Anadolu ve Van’a geri dönüş. Yapılacak yol yaklaşık 12 bin km idi. Yolculuğun başından beri beni düşündüren tek sorun, daha önceki bir gezide bozulan arabamın uzun sürecek bir yolculuğa dayanabilmesiydi. Gerçi gezi boyunca birkaç yerde bozuldu ama yine de kendisinden beklenen görevi fazlasıyla yerine getirdi

Van:
Van, Doğu Anadolu Bölgesinin Yukarı Murat-Van bölümündeki Van Gölü Kapalı Havzasındadır. İlin etrafı volkanik dağlarla çevrilidir.
Van Gölü´ne 5 km uzaklıkta bulunan verimli Van Ovası üzerine kurulmuştur. Van ilinin denizden yüksekliği ortalama 1725 m.´dir. Van’a THY’nın İstanbul ve Ankara’dan her gün uçak seferleri bulunmaktadır. Havayolu dışında karayoluyla, veya trenle Tatvan ilçesine kadar gelip, Tatvan’dan feribotla Van’a ulaşılabilir. Van ve çevresinin coğrafik ve savunma bakımından önemli bir konumu olduğundan bu yöre çok eski dönemlerden beri yerleşim alanı olmuştur. Çeşitli arkeolojik araştırmalar Yenitaş Çağında, Kalkolotik Çağ´da ve Tunç Çağının başlarında bu yöreye yerleşme olduğunu göstermektedir. Ancak Van, Urartular zamanında (M.Ö. 900-600) önem kazanmıştır. O zaman adı Tuşba olan Van şehri yaklaşık 300 yıl Urartu devletine başkentlik yapmıştır. İ. Sardur, Tuşba´nın özünü teşkil eden Van Kalesini kurmuştur. Van adı Urartu´ca Biane adının zamanla Viane, daha sonra Van´a dönüşmesinden gelmektedir.

Van şehri M.Ö. 2000 yıllarında Doğu Anadolu yaylasına yayılan ve dilleri Türkçe´ye benzeyen Hurriler´in merkezidir. Hurri Mitani devletinin Hititler tarafından yıkılması sonucu Nairi (Asurlular) ve Urartular tarih sahnesinde yerlerini almışlardır. Urartular sanat, dokumacılık, sulama, bağcılık, bahçecilik ve mimari alanlarda çok ileri durumdaydılar. Bugün, Urartular döneminden kalan eserler bütün ihtişamıyla ayaktadır.
Medler tarafından Urartu krallığına son verilmiş, sonra Persler, Makedonyalılar, Sasaniler, Romalılar, Bizanslılar, Van Bölgesinde egemenlik kurmuşlar. 1071 Malazgirt zaferinden sonra bu yöre Türkler´in eline geçmiştir. Bu dönemde Ahlatşahlılar, Selçuklular, İlhanlılar, Karakoyunlular, Akkoyunlular ve Sefeviler bölgede etkin olmuşlardır. Van, Osmanlı Devleti tarafından alınarak önemli bir merkez haline getirilmiştir.

Osmanlılar döneminde Van, Eyalet statüsü kazanmış olup 1568-1574 tarihleri arasında 12, 1578-1588´de ise 27 sancağa sahipti. Osmanlı döneminden günümüze, cami, kale, köprü, han, hamam vb. eserler kalmıştır.

Van doğal güzellikler açısından çok zengindir. Özellikle Van Gölü ve etrafını saran dağlar (Erek, Nemrut, Süphan gibi) muhteşem bir görüntü sergilemektedir. Van’da konaklama için çok çeşitli seçenekler bulanmaktadır. Yemek kültüründe ise kahvaltı salonlarının ve kahvaltılık olarak sunulan yiyeceklerin çeşitliliğiyle ünlüdür. Kahvaltı salonlarının bir arada bulunduğu sokağıyla sanırım benzersizdir.

Van Gölü:
Volkanik bir göldür. Çok sayıda koyu bulunan Van Gölü´nün yüzölçümü 3.713 km²dir. Suyu sodalı ve tuzludur. Denizden yüksekliği 1646 m., ölçülmüş derinliği 457 metreyi aşmaktadır. Gölün doğu bölümünde dört ada vardır. Bunlar; Akdamar, Çarpanak, Adır ve Kuş adalarıdır. Adalar tarihi ve turistik özelliğe sahiptir. Göl üzerinde feribotlarla Tatvan-Van demiryolu bağlantısı sağlanmakta; aynı zamanda bu demiryolu, İstanbul-Tahran demiryolu hatlarını da bağlamaktadır. Van Gölü dünyanın en büyük sodalı gölüdür. Göl etrafı karadan 430 km´dir. Göl etrafı aynı zamanda bir kuş cenneti ve dinlenme alanıdır. Van Gölü’nde güneşin batışı, gölün etrafını çepe çevre saran dağlardan olsa gerek, her zaman muhteşemdir, doyumsuz bir güzellik sergiler.

Muradiye (Bend-i Mahi) Çağlayanı:

Van’a bağlı Muradiye ilçesine 10 km uzaklıkta, Bend-i Mahi çayı üzerindedir. Çayın vadi içersinde akmasıyla 15-20 metre yüksekten dökülen çağlayan oluşmuştur. Asma köprüsü ve doğal güzelliği heybetli bir görünüm sergiler. Yörenin çok sevilen bir dinlenme yeridir.

 

Ağrı Dağı: Nuh’un Gemisi’nin bulunduğuna inanılan Ağrı Dağı ihtişamlı görünümü ve doyulmaz güzellikteki doğa güzellikleri ile de büyük ilgi çeker. 5.165 metre yüksekliğindeki Büyük Ağrı ile 3925 metre yüksekliğindeki Küçük Ağrı’nın 15 km güney- batısında Ağrı ilinin Doğubayazıt ilçesi kurulmuştur. Ağrı Dağı, il merkezinden 102 km uzaklıkta ve doğusundadır.

İshak Paşa Sarayı:

Saraydan öteye bir külliyedir. İstanbul Topkapı Sarayı´ndan sonra, son devirde yapılmış sarayların en ünlüsüdür. Ağrı iline bağlı Doğubeyazıt İlçesi´nin 8 km doğusunda, bir dağın yamacındaki tepe üzerine kurulan Saray, Osmanlı İmparatorluğu´nun Lâle Devri´ndeki son büyük anıt yapısıdır. 18. yy. Osmanlı mimarisinin en belirgin ve seçkin örneklerinden olduğu kadar, sanat tarihi yönünden de değeri büyüktür. Sarayın Harem Dairesi´nin, Takkapı kitabesine göre yapılış tarihi Hicri 1199, Miladî 1784´tür.

Saray iki avlu ve bu avluda bulunan yapılar topluluğundan meydana gelmiştir. Birinci avludaki yapıların bazıları yıkılmıştır. Girişe göre sağ tarafta selâmlık ve onun arkasında haremlik vardır.

Bunların sonunda cami ve türbe bulunmaktadır. Saray bölümü iki kattan oluşmaktadır. 366 oda da bu iki kat içinde yer almaktadır. Her odada taştan yapılmış ocaklar vardır. Taş duvarlardaki boşluklar bütün yapının merkezi bir ısıtma sistemine sahip bulunduğunu göstermektedir. Sarayın ikinci avlusundaki türbe, kesme taştan yapılmıştır. Bu sekizgen türbe, Selçuklu türbe mimarisi geleneğinin tipik örneği olan kümbet şeklinde ve iki katlıdır. Duvarları geometrik motiflerle süslüdür. Bu türbede Çolak Abdi Paşa, İshak Paşa ve yakınları yatmaktadır.

Posted in Genel | 1 Yorum

İstanbul & İstanbul

İSTANBUL’U DİNLİYORUM
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar, ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Kuşlar geçiyor, derken;
Yükseklerden, sürü sürü, çığlık çığlık.
Ağlar çekiliyor dalyanlarda;
Bir kadının suya değiyor ayakları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Serin serin Kapalıçarşı
Cıvıl cıvıl Mahmutpaşa
Güvercin dolu avlular
Çekiç sesleri geliyor doklardan
Güzelim bahar rüzgarında ter kokuları;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Başımda eski alemlerin sarhoşluğu
Los kayıkhaneleriyle bir yalı;
Dinmiş lodosların uğultusu içinde
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir yosma geçiyor kaldırımdan;
Küfürler, şarkılar, türküler, laf atmalar.
Birsek düşüyor elinden yere;
Bir gül olmalı;
İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı.

İstanbul’u dinliyorum, gözlerim kapalı;
Bir kus çırpınıyor eteklerinde;
Alnın sıcak mı, değil mi, bilmiyorum;
Dudakların ıslak mi, değil mi, bilmiyorum;
Beyaz bir ay doğuyor fıstıkların arkasından
Kalbinin vurusundan anlıyorum;
İstanbul’u dinliyorum.
Orhan Veli KANIK

Posted in Genel | Yorum yapın

Olur ya eski bir anı, hatırlanması Dünya’ya bedel

Düşünürken birden 20-25 yıl önce yaşadığım bayramlardan bir kesit geldi gözümün önüne. Bir büyük coşkuyu yeniden yaşadım anılarımda.

Beklenen bayram için hazırlıklara haftalar öncesinden başlanırdı. Gerek duyulan giyeceklerin satın alınması genellikle bayram öncesine denk getirilir, yokluk içinde bile olunsa, bayramda giyilenlerin ilk defa giyiliyor olmasına özen gösterilirdi. Hatta elbisenin yeni olduğunu kanıtlamak için şimdi olduğu gibi marka etiketleri daha mağazada iken sökülmez, elbiseler giyilince bile bunlar korunurdu.

İnsanlara bazı şeyleri anlatmak için sözcükler yerine daha çok davranışlarla erdemler yansıtılırdı. Dudaklar yorgun değildi, gözler ışıl ışıldı. Bayram sabahı evdeki erkeklerin hepsi bayram namazına giderdi. Çocuklar için harçlık alınabilecek ev sahiplerinin evde olup olmadıklarının saptanması olurdu adeta ibadet yerleri. Günlerce öncesinden toplanacak bayram harçlıklarının hesabı yapılır, tahminlerde ise çok az yanılgı olurdu. Coşkunun üstünü örtecek belirsizlikler veya aşırı istekler yok idi. Oyun oynamak için mahallede ortak alınacak olan plastik topun rengi bile önceden belirlenirdi. Alınan top patlasa da bir sonraki bayrama kadar patlak topla oynanır, isteklerde asla aşırıya kaçılmazdı. Herkes kendi başının çaresine bakardı çünkü, ailelere yük olunmamaya çalışılırdı.

Bayram namazından sonra evlere gelindiğinde, günlerce önceden başlayıp o anda tamamlanan hazırlıklarını bitiren annelerimizin nurlu yüzlerindeki yorgunluğu çocukların sevinci alır götürürdü. Annelerimiz yorgundu ama mutluydu. O gün büyükler çocuklarla adeta çocuk olur, küçüklere de büyüklerin sohbetlerinde söz hakkı verilirdi. Maddi paylaşılanlar sınırlıydı, manevi paylaşımın ise sınırı yoktu.

Bayram kutlamasına gelen çocuklara şeker vermek için evin küçük çocuğu onları kapıda karşılayıp yolcu etmek için görevlendirilmezdi. Bizzat evin sahibi gelen çocukları güler yüzle karşılar, sabahtan hazırlanan bayram yemeğine davet ederdi küçük misafirleri. Zamanın küçükleri yarınların büyükleri olacaklardı, bu asla unutulmazdı.

Yaşadığım yörede, bayramı daha da güzel yapan, Süryani ve Yezidilerin de, Müslümanların bayram coşkusuna ortak olmalarıdır. Bayram günü iş yerlerini açmazlar, çocuklarını günün önem ve anlamına uygun olarak giydirirler.

Komşuları tek tek gezerler, bayramlarını kutlarlardı. Gönüllerden geçenler asla dudaklara taşınmazdı. Dargınlıklara son vermek için neredeyse bayramlar beklenirdi. Gönüllerde herkese yer vardı. Yürekler sevgiyle buluşur, buluştukça büyürdü. Sevgiyle büyüyen bir yüreği incitmek kimsenin haddine düşmezdi. O günün coşkusuyla acılar da yüreklere gömülür, dört gözle beklenen bu coşkuya hüzün katılmamaya özen gösterilirdi. Taziyesi olan evlerde bile çocukları incitmemek için şeker dağıtılır, evde yas olduğu hissettirilmezdi. Büyüklerin sohbetinde, gidilen evde yas olduğu duyulunca, o minik yüreklerde şeker veren ellerin acısı, hüznü, derin bir şekilde duyulur ama o gün sevinç çok olunca kederler çabucak küllenirdi.

Bayramlarda yanlış olduğu bilinmesine karşın çocuklara sigara ikram edilir, onların yalnızca bayramlarda sigara içmelerine karışmazlardı. En çok değer verilen, mutlu ayrınılan evler, filtreli ve sarı çizgili sigara ikram edilenlerdi. Hatta bazen ev sahibini sınamak için sigara istenir, vermezse, sevilmediği, değer verilmediği duygusuna kapılırdı o minik yürekler. Bayram harçlığından artan parayla sinemaya gidilirdi ama film seyredilmez neredeyse yaşanırdı. Filmdeki kahraman alkışlanır, ayağa kalkılır, her zaman iyi olan taraftan yana olunurdu. Kötülere karşı filmin kahramanına destek olmak için tek yürek, bir ağız olunurdu. Bazen filmin etkisi altında kalınır, mahallede günler sonrasında bile, küçük kavgalar yaşanırdı. Böylece filmler belleklere kazınır, bazen filmlerdeki yaşama da özenilirdi. Akıllardan hiç çıkmayan ise bunlardaki yaşantının ulaşılmaz oluşuydu.

Düşünüyorum da, eski bayramların bu kadar coşkulu, özlem dolu olmasının sebebi, yaşımızın küçük olmasından mı kaynaklanıyordu? Yoksa fakirlik, yoksulluk, küçük mutlulukları, kucak dolusu sevgiyi, beraberinde mi getiriyordu?

Mutluluğu elimizde olmadan geçmişte arıyoruz. Bugün, kendimizi eskisi gibi mutlu bulmuyorsak bundaki neden bizleri gün geçtikçe biz olmaktan çıkaran teknoloji ve daha çok bireyselliğe yönelmemiz olamaz mı?

Ne olursa olsun, ortada bir gerçek var; geçmişteki günleri, bayramları anarken hepimizin bu coşkuda kendimize ufak da olsa bir rol biçtiğimizdir.

Sevgi ve coşkunun, yaşanmış, geride kalmış nice bayram günlerindeki gibi yüreklerimize dolması, hiçbir zaman eksik olmaması dileğiyle…

Not: Bu yazı 1993 yılında yazıldı.

Posted in Genel | 1 Yorum

Gürcistan gezisi

2010 yılı 19 Mayıs haftasında iş yerinden arkadaşlarla beraber Güneydoğu Anadolu Bölgesine bir gezi düzenlemiştik. Bu gezide her sene 19 Mayıs haftasında gidilmemiş bir yere gezi yapılmasını kararlaştırdık. Alınan bu kararın bir sonucu olarak 2011 yılında sınır komşumuz Gürcistan gezilecekti. Gürcistan gezisi öncesi gezilecek şehirler ve hazırlıklar yapıldı. Maddeler halinde Gürcitan izlenimlerimi sizlerle paylaşacağım:

1- Gürcistana kendi özel aracınızla gitmeyin. Yollar kötü, trafik çok hızlı akıyor ve trafik ışıkları olmadığı için kurallara uyulmuyor. En uygun çözüm 3-4 kişi gdecekse gidilecek yerde günü birlik taksi kiralamaktır. Daha falza kişi için minibüs kiralanması daha uygundur. Kiralanacak araç şöförüyle birlikte olacağı için araba kullanma stresi ortadan kalkmış olacaktır. Araba kiralama ücretleri için mutlaka pazarlık yapın. Tiflis’te şöförüyle beraber bir taksi kiraladık ve saat başı 1o TL ücret ödedik. Batum’da 10 saat için şöföre 80 TL ödedik ama bahşiş ve şöförün yemek paralarıyla beraber günlüğü 110-120 TL ye geldi.

2- Gürcistana giderken yanınıza doviz olarak amerikan doları alın. Dolar kuru daha yüksek (1 dolar=1.67 lari). TL de götürebilirsiniz ama kur düşük olduğu için dolara göre zarar ediyorsunuz. Gürcistan’ın para birimi Lari (1 TL=1.02 lari). 100 tetri=1 lari. Ama çoğu yerde 1 lari’ye karşı 1 TL kurunu baz alıyorlar. batum’da çoğu yerde TL de kabul ediyorlar.

3- Havayoluyla gidecekler Batum Havaalanına gidip oradan Batum şehir merkezine 10 Lariverip taksiyle ulaşabilirler. Karayoluyla ise Hopa’ya gittikten sonra Sarp sınır kapısına şehir içi çalışan minibüslerle gidiyorsunuz. Sınırı geçtikten sonra Gürcü taksi şöförleri karşılıyorlar. 20 Lari karşılığında sizi Batuma götürüyorlar, özellikle yardım olsun diye taksicilere para vermek istemiyorsanız hazır bekleyen şehir içi minibüslerle Batum’a kadar  1 lari verip gidebilirsiniz. Sınırdan Batum 15 km uzaklıkta ve Minibüsle çevreyi daha iyi görebilirsiniz. Biz minibüsle gittik.  Minibusler kırık dökük ama sigara içme lüksünüz var. Sigara içmek serbest ve ön koltuğa bindiyseniz şöförle beraber tüttürürsünüz sigaralarınızı.

4- Batum’a vardınız ve kalacak yeriniz yoksa eğer; bütçenize göre yer bulabilirsiniz. Batum’un en ünlü 5 yıldızları otelleri: Sherton ve In tourist otel. Bir de Radisson Blue var. Bunun dışında bir çok yıldızlı otel bulabilirsiniz. Biz bol yıldızlı ve Türklerin işlettiği bir otel de kişi başı 60 TL ödedik. Kahvaltı açık büfe ve ücrete dahildi. Biz otele erken gittiğimiz için bize otelde kahvaltı yapabileceğimiz söylendi. Biz aynı fiyata iki kahvaltı yaptık.

5- Batum hem mesafe hem de kültür olarak bizden uzak değil. Gürcistan içinde yer alan Acaristan özerk Cumhuriyetinin başkenti olan Batum, yüzyıllarca Osmanlı hakimiyeti altında kaldı. 1564′te Kanuni Sultan Süleyman döneminde Osmanlılar tarafından fethedildi. Lazistan Sancağı’nın merkezi oldu. 314 senelik Osmanlı egemenliğinden sonra, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Rusya’nın işgaline uğradı. Ayastefanos Antlaşması ve Berlin Antlaşması ile şehir Rusya’ya bırakıldı. Birinci Dünya Savaşı sırasında Rusya’nın bölgeden çekilmesiyle şehir Brest-Litovsk Antlaşması uyarınca tekrar Osmanlı Devleti’ne geri verildi ve bağımsız bir sancak merkezi oldu. Mondros Mütarekesi uyarınca önce İngilizlere, sonra Gürcistan’a bırakıldı.

1918 yılında kurulan Demokratik Gürcistan Cumhuriyeti sınırları içinde kaldı. Misak-ı Milli sınırları içerisinde sayıldığı için, Akif Sümer, Ahmet Fevzi Erdem, Ali Rıza Acara, İmamzade Edip Dinç ve Hahutzade Ahmet Nuri Efendi, Birinci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne Batum milletvekilleri olarak katıldılar. Demokratik Gürcistan Cumhuriyeti sınırları içinde kalan Artvin ve Ardahan geri alınırken, 7 Mart 1921′de Batum da alındı, Fakat 16 Mart 1921 tarihinde imzalanan Moskova Antlaşması gereğince Bolşevik ordularının ele geçirdiği Gürcistan’a bırakıldı. Ancak cepheye antlaşma ile ilgili haber ulaşmadığı için 20 Mart’ta 11. Kızıl Ordu’ya bağlı süvari alayı, TBMM Ordusu birliklerine saldırdı ve bir kısımını esir aldı.

Kent, 16 Temmuz 1921′de kurulan Acara Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin yönetim merkezi oldu. Moskova Antlaşması’nın teyidini sağlayan Kars Antlaşması sonucunda Sovyet Gürcistanı’na bırakılması onandı. Yapılan antlaşmaya göre Acaristan özerk cumhuriyetinin özerkliği Türkiye devletinin garantörlüğü altındadır. Batum (Acaristan) Rusya’ya verilirken bazı kurallara uyma zorunluluğu ile bırakıldı. Bunlardan en önemli maddesi: Batum (Acaristan) sınırları içindeki halkın etnik kimliğine, dini kimliğine kesinlikle müdahale edilmiyeceğidir. Bu kurallara uyulmaması halinde ise Türkiye Cumhuriyeti Devletinin müdahale hakkı vardır.

6- Bu kadar tarihi bilgiden sonra, batum’da gözüme çarpan en önemli husus; ülkemizin Karadeniz bölgesinde yer alan hiç bir yerleşim biriminde olmayan gözün alabildiği kadar alanın düz olmasıydı. Birde doğal bir liman olarak Batum limanı  çok büyük bir önem arz etmektedir. Bu kadar büyük düzlük alan ve 15 km boyunca uzanan plajların yer aldığı bir yerin Misak i Milli dışına alınması tesadüf olamaz diye düşünmekten kendinizi alamıyorsunuz.

Devam edecek…. (uzun süredir gezi yazıları yazmamıştım kendimi ürkütmemek için yavaş yavaş alıştırıyorum yeniden yazmaya. Aslında sigara olsaydı sabaha kadar yazardım ama malesef şu anda sigarayla kavgalı durumdayız :( )

Posted in Gezi Yazılarım | 3 Yorum

Samsun’dan

31 Mayıs 2011 tarihinde çekildi.

Posted in Genel | 3 Yorum